Paragraf Bilgisi Konu Anlatımı

Anlatım tekniği, yazarın, düşüncelerini ortaya koyma biçimidir. Yazının amacıyla anlatım tekniği arasında açık bir ilgi vardır. Yazıda okura bir izlenim kazandırma, okuru bir olay içinde yaşatma, okura bir şeyler öğretme, okurun düşünce ve kanılarını değiştirme amaçlarına bağlı olarak dört anlatım tekniği ortaya çıkmıştır:

1. Betimleme

Yazarın, gördüklerini okuyucunun gözünde canlanacak biçimde anlatmasına dayanır. Başka bir söyleyişle, sözcüklerle resim yapmaktır. Bir betimleme paragrafını okuduğumuzda gözümüzde bir tablo canlanır. Bu yönüyle, varlıklarda genellikle bir durağanlık söz konusudur. Betimlemede bütün duyulardan yararlanılmakla birlikte, betimleme daha çok, görme duyusuna dayandığı için görsellik ön plandadır. Betimleme tekniğiyle oluşturulmuş paragraflarda varlıklar, ayırt edici özellikleriyle anlatılır. Renk ve biçim ayrıntılarına yer verildiği gibi, nitelik bildiren sözcükler de sıklıkla kullanılır.

 

Betimlemelerde varlıkların dış görünüşleri de iç dünyalarına ait özellikleri de anlatılabilir. Varlıkların dış görünüşlerinin ayırt edici özellikleriyle anlatıldığı betimlemeye fiziksel betimleme; varlıkların iç dünyalarına ait özelliklerinin anlatıldığı betimlemeye ruhsal betimleme denir Ayrıca, yazarın, kişisel duygularını da anlatıma kattığı betimlemeye öznel betimleme; gördüklerini olduğu gibi aktardığı betimlemeye nesnel betimleme denir.

Anadolu’nun hüzünlü sonbaharlarından biriydi. Toprak yola serpilmiş gibi duran seyrek taş parçaları güneşin ilk ışıklarıyla parıldıyor, araba sarsıldıkça gözlerimin önünde kıvılcımlar gibi yanıp sönüyordu. Ara sıra daha fazla koşmak isteğiyle şahlanan gürbüz hayvanların yoldan kaldırdıkları tozlar, arabayı sararak boşlukta uçuşuyor; titreşiyor, sonra dalga dalga yere inerek gözden kayboluyordu.

Bu parçada yazar, bir yolculuk sırasındaki gözlemlerini anlatıyor. Bu anlatılanlar da (toprak yol, seyrek taş parçaları, atların kaldırdığı tozlar…) biz okuyucuların gözünde canlanıyor. Böylece yazar, kendi gördüklerini okuyucularına canlı bir biçimde anlatma amacını gerçekleştirmiş oluyor.

Örnek 1:
(I) Minibüsle, sabahleyin yola çıktık. (II) Yeşilin, açığından koyusuna değin bütün tonlarıyla bezenmiş ağaçların süslediği yamaçlardan, tepelerden geçtik. (III) Şırıl şırıl akan derecikleri aşa aşa sonunda yeryüzü cennetine vardık. (IV) Çevresini irili ufaklı ağaçların kuşattığı mavi, duru, büyük göle bakan bir yamaçta durduk. (V) Kameramızı çıkarıp bu manzarayı görüntüledik.
Yukarıdaki numaralanmış cümlelerin hangilerinde betimlemeye yer verilmemiştir?
A) I. ve II.   B) I. ve V.   C) II. ve III.   D) II. ve IV.   E) III. ve IV.
(1999 – ÖSS)
Çözüm:
Parçanın II. cümlesinde “Yeşilin, açığından koyusuna değin bütün tonlarıyla bezenmiş ağaçların süslediği yamaçlardan, tepeler”, III. cümlesinde “Şırıl şırıl akan derecikler”, IV. cümlesinde “Çevresini irili ufaklı ağaçların kuşattığı mavi, duru, büyük göle bakan bir yamaç” sözleriyle betimlemeye yer verilmiştir I. ve V. cümlelerde ise betimleme söz konusu değildir.
Cevap B 

2. Öyküleme

Kısaca, olay anlatımına dayanır. Belirli bir yerde, belirli bir zaman dilimi içinde, kahramanların hareketlenmesiyle ortaya çıkan olayın anlatımıdır. Dolayısıyla, varlıklar hareket halinde verilir. Bir anlatıcı vardır, Anlatıcı, olayı genellikle geçmiş zaman kipiyle (-di, -miş) anlatır. Paragrafı okuduğumuzda, olay, gözümüzün önünden bir film şeridi gibi geçer.

Deniz tarafından bir ihtiyar; balıkçı kahvesine doğru usul usul ilerledi. Kapıyı aralayarak içeriye girdi. Sağda solda uyuyanlar vardı. Gür bir sesle herkesi selamladı. Kendinden emin adımlarla ilerledi, cam kenarındaki bir masaya oturdu. Garsondan bir çay istedi. Çayını içti, parasını ödedi ve dışarı çıktı. Denize doğru, İçli bir şarkı söyleyerek yavaş yavaş yürümeye başladı.

Bu parçada, bir ihtiyarın (kahraman), balıkçı kahvesine (yer) gitmesi (olay) ve orada bir süre (zaman) oturup çay içtikten sonra ayrılması anlatılıyor. Yani paragrafta, bir ihtiyarın yaşadıkları öyküleniyor.

Örnek 2:
Soğuk bir İstanbul sabahı… Gökyüzünde bulut kaynıyor; yağmur yağdı yağacak… Biz yola koyuluyoruz. Yarım saat sürecek yolculuğumuzu, Maltepe’nin bildik sokaklarından geçerek bir an önce bitirme telaşındayız, Sokaklar, işe yetişmek için koşuşanlarla dolu. İnsanlar, rayların üzerinden, sağa sola bakarak, hızlı adımlarla geçiyor. Bir banliyö treni Gebze yönüne doğru gürültüyle yol alıyor,
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?
A) Öyküleme – betimleme
B) Açıklama – betimleme
C) Karşılaştırma – öyküleme
D) Tanımlama – açıklama
E) Karşılaştırma – tanımlama
(2002 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada yazar, yaptığı bir yolculuğu anlatırken öyküleme tekniğine, yolculuk sırasında yaptığı gözlemleri anlatırken betimleme tekniğine başvuruyor.
Cevap A

3. Açıklama

Herhangi bir konuda, okuyucuyu bilgilendirmeyi, ona bir şey öğretmeyi amaçlayan yazılarda kullanılan anlatım tekniğidir. Genellikle eğitici ve öğretici yazılarda (ders kitapları, ansiklopediler…) kullanılır. Bu tür yazılarda bilgilendirme amacı güdüldüğünden yorum içeren ifadelere pek yer verilmez, genellikle nesnel yargılar vardır. Açık, anlaşılır, sade bir dil kullanılır.

Bulut, havanın yüksek tabakalarında çeşitli yığınlar halinde toplanmış su buharıdır. Bunlar güneşin sıcaklığıyla havada yükselmeye başlar. Yükseldikçe daha soğuk hava tabakalarına rastlar. Böylece su buharı, su damlacıkları haline gelir. Bulutların havada durmasını düşme hızlarının az olması sağlar. Ağırlaşınca düşenler, sıcak hava ile karşılaşınca yeniden buharlaşıp yükselir.

Bu parçada yazar “bulut” hakkında bilgi vermektedir. “Bulut”un ne olduğu ile ilgili bilgileri; kısa, yalın, anlaşılır ve kişisellikten uzak bir üslupla bize aktarmaktadır.

Örnek 3:
Eylülde Kaçkarlar’ın çevresinde “kestane karası fırtınası” gelip çatar. Kestanelerin dökülme zamanıdır artık. Yöre insanı için kestanenin hem meyvesi, hem de kerestesi çok değerlidir, Çünkü evlerin özellikle dış cephesi bu ağaçtan yapılır. Rüzgârlar vadilerde uğuldamaya, yapraklar dökülmeye başlamıştır bugünlerde. Karın habercisi olan “karakuş” birazdan pencerenin pervazına tüner Derinden kurt sesleri gelir. Orman tüm yaşamıyla hazırdır uzun ve beyaz kışa.
Bu parçanın anlatımında, aşağıdakilerin hangisinde verilenlerden yararlanılmıştır?
A) Karşılaştırma, tanımlama, öyküleme
B) Açıklama, öyküleme, betimleme
C) Tartışma, karşılaştırma, öyküleme
D) Tanımlama, örnek gösterme, betimleme
E) Açıklama, tartışma, örnek gösterme
(2000 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada yazar, eylül ayında Kaçkarlar’daki doğa ve insan yaşamı ile ilgili olarak bilgi verdiği için açıklama tekniğine başvurmuştur. Açıklama yapılırken kışın gelişi “rüzgârların uğuldaması, yaprakların dökülmesi, kuşun ötmesi” gibi öğelerle öykülenmiş, bütün bunlar yapılırken anlatılanlar okurun gözünde canlandırılarak betimlemeye başvurulmuştur,
Cevap B 

4. Tartışma

Bir düşüncenin yanlışlığını gösterip ileri sürülen bir düşüncenin savunulduğu yazılarda kullanılan anlatını tekniğidir. Bu teknikle yazılan yazılarda, genellikle okuyucuyla karşılıklı konuşuyormuşçasına bir üslup kullanılır. Yazar, paragrafın başında, karşıt görüşü ortaya koyup onun eksik taraflarını belirleyerek o görüşü çürütmeye çalışırken, kendi görüşünün doğruluğunu savunur.

Romancı konuyu önyargılarla ele almamalıymış! Ya nasıl ele almalıymış? Konusu önyargılarla ele alınmamış tek bir sanat yapıtı bilmiyorum. Sanatçı, yapıtını hazırlamak için birtakım seçmeler yapar, ya konuyu seçer ya konunun işlenişinde kullanılacak yöntemi. Bir kere bu seçme bile bir önyargıdır. Önyargıyla hiçbir ilgisi yokmuş gibi görünen, aşkı anlatan kitapları inceleyin. Hepsinde, sevgililerin kavuşmasına engel olan kuvvetlere yazarın karşı durduğu görülür.

Bu parçada yazar, “Romancı konuyu önyargılarla ele almamalıymış! Ya nasıl ele al malıymış?” diyerek hem karşı çıktığı görüşü belirliyor hem de soru sorarak kendi düşüncesini söyleme olanağı sağlıyor. Böylece yazar, kendi görüşü ile karşıt görüşü bir arada verip kendi görüşünün doğru olduğunu ileri sürüyor, örnek vererek (yazarların, aşkı anlatan kitaplarında kötülere karşı oluşu) bunu destekliyor.

Örnek 4:
Bizde, sanat eseri yarına diliyle kalır, şeklinde yanlış bir düşünce var. Sanat eserinin yarına kalması sadece diliyle İlgili değildir Eserin konusu da en az dili kadar önemlidir. İnsanların ilgisini çekmeyen konularda yazılan eserlerin durumu hiç de iç açıcı değildir. O yüzden sanat eserinin yarına kalması, aynı zamanda işlenecek olan konuyla da ilgilidir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
A) Betimleme
B) Tanımlama
C) Öyküleme
D) Tartışma
E) Tanık gösterme
Çözüm:
Parçada sanat eserinin kalıcılığını sağlayan özelliğin dili mi yoksa konusu mu olduğu tartışma tekniğiyle ortaya konmuştur. Sonuç olarak sanat eserinin yarına kalmasında konusunun da dili kadar önemli olduğu düşüncesine varılmıştır.
Cevap D
 
Yazar, ele aldığı konuyla ilgili düşüncelerini desteklemek, anlattıklarını inandırıcı kılmak için birtakım yöntemlere başvurur. Bunlara “düşünceyi geliştirme yolları” denir. Bunların başlıcaları şunlardır:

1. Karşılaştırma

İki varlık, kavram veya olayın aynı ya da farklı yönlerinin ortaya konmasıdır. Genellikle “oysa, ise, daha, en” gibi ifadelerle karşılaştırma yapılır.

Roman, gerçeği olduğu gibi vermez; daha doğrusu veremez. Onu ayıklar, düzeltir; hatta değiştirir. Uygun bir üslup ve bir yorum İçinde yeniden kurar, kısacası onu güzel bir biçimde canlandırır. Eleştiride ise ne bu çeşit bir biçim ne de duygu görülür. Çünkü eleştirinin görevi güzellik meydana getirmek değil; var olan güzelliği yargılama k, okura tanıtmaktır.

Bu parçada yazar, roman ite eleştiriyi ele aldıkları konu yönüyle karşılaştırıyor. Romanın, gerçeği değiştirerek daha güzel bir biçimde ortaya koyduğunu; eleştirinin görevinin ise ortaya konan bu güzelliği okura tanıtmak olduğunu belirterek roman ile eleştiri arasındaki farkı belirtiyor.

Örnek 1:
Röportajla öykü arasında kimi benzerlikler vardır. İkisi de yaşamın gerçekleriyle beslenir Röportajın gerçekliği belgelere, kanıtlara, somut olay ya da olgulara dayanmasından ileri gelir. Öyküde ise bunlar hayal gücüyle yeni bir renk, yeni bir görünüm kazanır Öte yandan bütün anlatı türleri için geçerli olan dilin güzel ve etkili kullanımı, röportaj ve öykü için de söz konusudur
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
A) Betimleme
B) Karşılaştırma
C) Tanımlama
D) Öyküleme
E) Örneklendirme
(1997- ÖYS)
Çözüm:
Parçada, röportajla öykünün aynı ya da farklı yönleri ortaya konarak iki tür arasında bir karşılaştırma yapıldığını görüyoruz. Yazar, röportajla öyküyü karşılaştırırken ikisinin de yaşamın gerçekleri ile beslendiğini ikisinde de dilin etkili ve güzel kullanılması gerektiğini söyleyerek ortak yönlere; röportajın gerçekliğinin belgelere, kanıtlara, somut olay ya da olgulara dayandığını, öyküde ise gerçekliğin hayal gücüyle yeni bir görünüm kazandığını söyleyerek farklı bir yöne değinmiştir
Cevap B

2. Tanımlama

Özelliklerinden yararlanarak bir varlığın ya da kavramın ne olduğunun ortaya konmasıdır. “Bu nedir?” sorusunun cevabı olan cümlelerdir.

Gezi yazısı, kişi ya da kişilerin yurtiçi veya yurtdışında yaptığı uzun ya da kısa süreli yolculukların anlatıldığı yapıtlardır. Bu yazılar, insanın bilgisini, görgüsünü deneyimlerini artırır. Geziye katılan kişilerin büyük bir bölümü, gittikleri yerlerde geçirdikleri zamanı, gezilerini eşe dosta anlatırlar.

Bu parçanın ilk cümlesinde gezi yazısının ne olduğu anlatılarak tanımlama yapılmıştır.

3. Örneklendirme

Anlatılanları daha anlaşılır hale getirip inandırıcı kılmak amacıyla örnekler verilebilir Verilen örnekle, soyut haldeki düşüncenin somut hale getirilmesi amaçlanır. Bu yolla, anlatılanlar görünür ve anlaşılır kılınarak okuyucunun zihninde daha iyi yer etmesi sağlanır.

Yazılan; yaşanmışsa kalıcı oluyor. Büyük sanatçıların hayat hikâyelerinde bu gerçek açıkça görülür. Balzac, bir dostuna yazdığı mektubunda, “Vadideki Zambak” için: “Onu yazarken ağlamaktan kendimi alamadım.” der. Flaubert’in de: “Madame Bovary benim.” demesi başka bir anlam taşımaz. Öyle ki Madame Bovary hayatına son vermek için arsenik içtiği zaman Flaubert, o zehrin acısını bütün burukluğu ile ağzında duymuştur.

Bu parçanın ilk cümlesinde yazar, yapıtlarda, anlatılanlar yaşanmışsa o yapıtların kalıcı olduğunu söylüyor. Bu düşünce-sini desteklemek için Balzac ve Flaubert’i örnek olarak veriyor.

Örnek 2:
Ankara, tarihin şaşırtıcı terkipleriyfe doludur. Burada kerpiç bir duvardan İyonya tarzında sütun başlığı fırlar; bir türbe merdiveninin basamağında bir Roma konsülünün şehre gelişini kutlayan bir taş görünür, Ahi Şerafettin’in türbesini, asırlardır Greko Romen aslanı bekler. Bu yüzden Aslanhane adını alan caminin mihrabında Etilerin toprak ve bereket ilahesinden başka bir şey olmayan bir yılan, meyveler arasında dolanır.
Yazar, parçanın ilk cümlesindeki savını inandırıcı kılmak için aşağıdakilerden hangisine özellikle başvurmuştur?
A) Örneklere ağırlık verme
B) Öyküleyici anlatım yolunu seçme
C) Konuyu tartışma içinde sunma
D) Okurun hayal gücüne dayanma
E) Kanılarını öne çıkarma
(1982- ÖYS)
Çözüm:
Parçanın ilk cümlesinde Ankara’nın tarihin şaşırtıcı terkip- leriyle (sentez, bileşim) dolu olduğu düşüncesi ortaya konuyor. Sonraki cümlelerde bu düşünceyi destekleyen örneklere yer verilerek ileri sürülen düşünce inandırıcı kılın-maya çalışılmıştır.
Cevap A

4. Tanık Gösterme

Yazarın, ileri sürdüğü düşünceyi desteklemek, inandırıcı kılmak için, o düşünce alanında yetkin, bilinen kişilerin görüşlerine yer vermesidir. Kişilerin görüşleri aynen alınıp tırnak İçinde verilebildiği gibi, dolaylı anlatımla da verilebilir

İstanbul’un, doğal dokuyla tam bir uyum içinde olduğu söylenebilir. Mahallelerin, genellikle eğimli araziler üzerine kurulmuş olması, bu şehrin en önemli özelliklerinden biridir. Böylece her çeşit suya doğal akıntı imkânı verildiği gibi, her evin ufkunun açık olması ve güneşten faydalanması sağlanmıştır. Bu, dikkatli bir seyyah olan İtalyan yazarı Edmondo de Amicis’in de gözünden kaçmamıştır. Avrupa şehirlerinde gözün ve düşüncenin hemen her zaman dar bir çerçeveye hapsedildiğini söyleyen yazar, İstanbul’da ise gözün ve zihnin, her an sınırsız ve şirin uzaklıklara kaçacak bir yol bulabildiğini söyler.

Bu parçada İstanbul’un mahallelerinin eğimli araziler üzerine kurulduğu ve bu yönüyle Avrupa şehirlerinden olumlu anlamda farklı olduğu anlatılıyor Bu düşünce, Edmondo de Amicis’ten yapılan bir alıntıyla destekleniyor. Yani İtalyan seyyah, bu düşüncenin doğruluğunu kanıtlamak için tanık gösteriliyor.

Örnek 3:
Andre Gide bir yazısında şöyle der: “Sanatçının konusu insandır. Bir insanın yaşamı o insanın düşlerinin de kaynağıdır.” Bu söze katılıyorum. Çünkü yaşananlarla düşler iç içedir. Sanatçı, yazar ozan da insan yaşamını, insan düşlerini bir yapıtta gerçeğe dönüştürendir. Başkasına, geleceğe bakandır. Kendi yaşadıklarına, düşlerine herkesi ortak edendir.
Bu parçada yazarın, Andre Gide’den bir alıntı yapmış olmasının nedeni aşağıdakilerden özellikle hangisi olabilir?
A) Anlatımına akıcılık kazandırma
B) Okuyucunun ilgisini çekme
C) Sanatçı konusundaki görüşlerini inandırıcı kılma
D) Karşıtlıklardan yararlanarak düşüncesini geliştirme
E) Yaşamla sanat arasındaki ilişkiyi kanıtlama
(1931 – ÖYS)
Çözüm:
Parçada yazar, yaşananlarla düşlerin iç içe olduğunu, sanatçının, insan yaşamını, düşlerini anlattığını belirtiyor. Yazar, “sanatçı” hakkındaki bu düşüncesini Andre Gide’den yaptığı bir alıntı ile pekiştiriyor.
Cevap C

5. Benzetme

İleri sürülen bir düşünceyi pekiştirmek, somut hale getirmek için, herhangi bir ilgi kurarak iki varlık, kavram, olay ya da durumun birbirlerine benzetilerek anlatılmasıdır. Genellikle “gibi, sanki, andırıyor, tıpkı” gibi ifadelere yer verilir.

Boğaz bu akşam o kadar güzel ki adeta bir masal dünyası gibi.

Gökyüzündeki bembeyaz bulutlar pamuk tarlalar mı andırıyordu.

Bu cümlelerde boğaz, ”masal dünyası’na; bulutlar, pamuk tarlası”na benzetilmiştir.

Örnek 4:
(I) Toroslar, Çukurova’nın bereketli topraklarını İç Anadolu’nun bozkırlarından ayırır, (II) Çukurova’yı bir at nalı biçiminde kuşatmış bir duvardır sanki. (III) Ovadan bakılınca çelikten dev bir testere ağzını andıran tepeler, yaz kış ışıl ışıldır. (IV) Toroslar öylesine sarp ve yüksektir ki kolay kolay geçilmez. (V) Tren bile Toroslar’ı geçerken tünelin birinden çıkıp ötekine girer.
Yukarıdaki parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde benzetme yapılmıştır?
A) I. ve II.   B) I. ve III.   C) II. ve III.   D) II. ve IV.   E) IV. ve V
(2000 – ÖSS)
Çözüm:
Parçanın II. cümlesinde Toroslar, Çukurova’yı at nalı biçiminde kuşatan bir duvara; III. cümlesinde tepeler, çelikten dev bir testerenin ağzına benzetilmiş.
Cevap C

6. Kişileştirme

İnsana özgü niteliklerin, insan dışındaki varlıklara aktarılmasıdır.

Uzak denizlerden gelmiş yorgun bir gemi, limanın şefkatli kollarına bırakmıştı kendini. Sonbaharın gelişiyle yapraklar, vedalaşarak ağaçlardan ayrılıyordu.

Bu cümlelerde “gemi”, “liman” ve “yapraklar”a insan özelliği yüklenerek kişileştirme yapılmıştır.

Örnek 5:
(I) Sonbahar, kendisinden sonra gelecek kış mevsiminin gizli telaşını yaşatıyor doğaya. (II) Amasra’da bir Roma yapıtı olan Kuşkayası Yol Anıtı sarı bir örtüyle kaplanıyor. (III) Hasankeyf’teki Artukoğulları zamanından kalma camii minaresindeki son leyleği yolcu ediyor. (IV) Kaçkarlarda yağmur fazla mesai yapmaya başlıyor. (V) Bolu Dağları’nda, Istrancalarda gezinirken yerlerde ağaç gövdelerinin hüzünlü yüzlerini, acılı bakışlarını görüyoruz.
Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde insana özgü bir nitelik doğaya aktarılmamıştır?
A) I.   B) II.   C) III.   D) IV.   E) V.
(2001 – ÖSS) 
Çözüm:
Parçada, sonbaharın doğaya gizli bir telaş yaşatması, caminin bir leyleği yolcu etmesi, yağmurun fazla mesai yapması, ağaç gövdelerinin hüzünlü yüzleri ve acılı bakışları sözlerinde İnsana özgü nitelikler doğaya aktarılmış, II. cümlede ise böyle bir durum yoktur.
Cevap B

7. Sayısal Verilerden Yararlanma

Düşünceyi inandırıcı kılmanın yollarından biri de sayısal verilerden yararlanmadır. İnsanlar okuduklarının sayılarla desteklendiğini görürlerse yazıyı daha da inandırıcı bulurlar. Şunu da bilmemiz gerekir ki sayısal verilerden yararlanmaya bilimsel verilerden yararlanma adı da verilebilmektedir.

Adapazarı Şeker Fabrikası 1953’te işletmeye açıldı. Kuruluşta günde 1800 ton olan pancar işleme kapasitesi 1980’de 6000 tona çıkarıldı. Bu büyük bir gelişme.

Örnek 6:
Eleştirmenlerimizin eleştiriyi yan meslek olarak algılamaları bilinen bir gerçek ama işin korkutucu boyutu birçok kimsenin ilgisini çekmiyor. Eleştirmenlerimizin yüzde 83’ünün ekmeğini kazandığı mesleği eleştirmenlikle ilgisiz: yüzde 33’ü ticaretle uğraşıyor, yüzde 10’u tekstilci, yüzde 40’ı doktor, çok az bir kısmı da yazar, işin en ürkütücü yönü, aydınlarımızın yüzde 72’sinin, eleştirmenlerin eleştiri dışında işler yapmalarını oldukça doğal karşılamaları. Sanki bu durum eleştiriyi olumsuz yönde etkilemezmiş gibi.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
A) Sayısal verilerden yararlanma
B) Karşılaştırma
C) Tanımlama
D) Benzetme
E) Örneklendirme
Çözüm:
Parçada yazar, bir kişinin sözünü veya adını anma yerine sayısal verilerden yararlanmıştır.
Cevap A
Örnek 7:
Çalışmalarımız sonuç verdi. Neler mi oldu? Ot bitmeyen bozkırlar, ipek gibi yumuşak topraklı ovalara dönüştü. Tarlalar, arı kovanları gibi uğuldamaya başladı. Toprağın derinliklerinde uyuyan sular yeryüzüne çıkarıldı. Kova kova süt veren inekler, kovan kovan bal veren arılar yetiştirildi. Sofraları, el ele verilerek üretilen yiyecekler süsledi.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
A) Benzetme sanatından yararlanma
B) Öykülemeye başvurma
C) Yinelemelere yer verme
D) Betimleme yapma
E) Tanık gösterme
(20031 ÖSS)
Çözüm:
Parçada, “ipek gibi yumuşak topraklı ovalar”, “tarlaların, arı kovanları gibi uğuldaması” sözleriyle benzetmeden yararlanılmış; “kova kova, kovan kovan, el ele” sözleriyle yinele-melere yer verilmiştir. Parçada, bir çalışmanın yani bir olayın anlatımı söz konusu olduğu için öykülemeye, gözlemler dile getirildiği için betimlemeye yer verilmiştir. Parçada, düşünceyi kanıtlamak için bir kişinin tanık gösterilmesi söz konusu değildir.
Cevap E
 
Örnek 8:
Yüzümü usulca göğe yasladım, Gözlerimde kanat çırpıyor martılar. Bulut bulut parçalanmış gökyüzünü seyrediyorum. Bulutlar mı üstümüze koşuyor, yoksa ben mi bulutların altın-dayım, bir türlü kestiremiyorum, Saklambaç oynarcasına bir görünüp bir kaybolan güneş de alıp götürüyor beni düş dünyamın derinliklerine.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
A) Sözcükleri gerçek anlamlarının dışında kullanma
B) Karşılaştırmalar yapma
C) Benzetmeye başvurma
D) Betimleyici öğelerden yararlanma
E) Anlatıcının duygusal etkilenmesini yansıtma
 (2004 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada, yazar, gökyüzünü seyredip anlattığı için betimlemeden yararlanıyor. Aynı zamanda, gördüklerinden duygusal yönde etkilendiğini “Yüzümü usulca göğe yasladım. Gözlerimde kanat çırpıyor martılar. Bulutlar mı üstümüze koşuyor? Güneş de alıp götürüyor beni düş dünyamın derinliklerine,” sözleriyle belirtiyor “Saklambaç oynarcasına bir görünüp bir kaybolan güneş” sözüyle benzetmeye başvurulmuş, “parçalanmış, kestirmek, kaybolan” gibi sözcükler, gerçek anlamlarının dışında kullanılmıştır Parçada, karşılaştırma yapılmamıştır.
Cevap B
 
Örnek 9:
Geçmişi Hititlere uzanan Ürgüp’ün taştan yapılmış boz evleri, insanı masallar dünyasının değişik evrenine götürür. Bomboş bozkır, uçsuz bucaksız, yapayalnız uzar gider bu saman sarısı diyarda. Modern heykeller gibi özenle yontulmuştur peribacaları ve damlarında duman tüten taş evler Adı, “kaya” anlamına gelen “ur” ile “çok” anlamına gelen “köp” sözcüklerinin birleşmesinden oluşan Ürgüp, önce peribacaları demekse, sonra taşın güneşle arkadaşlığı, rüzgârla dansı demek. Taş, Ürgüp’te öncelikle mesken demek; yalnızca mağara, kovuk değil, enikonu bir mesken.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
A) Ayrıntılara yer vermeye
B) İnsana özgü nitelikleri doğaya aktarmaya
C) Düş gücünden yararlanmaya
D) Öznelliğe
E) Tarihsel değerleri örneklerle açıklamaya
(2002 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada, “taşın güneşle arkadaşlığı, rüzgârla dansı” sözleriyle kişileştirme yapılmış; “Ürgüp’ün taştan yapılmış boz evleri, insanı masallar dünyasının değişik evrenine götürür,”, “modern heykeller gibi özenle yontulmuştur peribacaları”, “taşın güneşle arkadaşlığı, rüzgârla dansı” sözleriyle öznel düşünceler dile getirilirken düş gücünden yararlanılmıştır. Doğa olayları sonucu oluşan Ürgüp’le ilgili ayrıntılara yer verilmiş; ama tarihsel değerlerden söz edilmemiştir.
Cevap E
 

Paragrafta Konu ve Ana Düşünce Konu Anlatımı

Konu, paragrafta yazarın, üzerinde en çok durduğu kavram ya da kavramlardır. Bu kavramlar, bir durum, olay, sorun, duygu, düşünce, sezgi… ile ilgili olabilir. Yani konu olarak her şey paragrafa girebilir.

Konu, paragrafa sorulan “Yazar ne anlatıyor, neden söz ediyor?” sorularının cevabıdır. Bunu, paragrafta en çok neden söz ediliyorsa, paragrafın konusu odur, şeklinde ifade edebiliriz.

Bir çiçek, açtığı bahçeyle bir bütündür. Bunun gibi, sanatçının ortaya koyduğu yapıt da oluşturulduğu toplumdan ayrı düşünülemez. Sanatçı, toplumdan yararlanır Çiçeğin; bahçenin suyundan, toprağından beslendiği gibi. Sanatçının yapıtı da içinde bulunduğu toplumun sevinçlerinden, acılarından, bütün yaşantısından beslenin Bu, sanatta olağan bir durumdur.

Bu paragrafta, sanatçının, yapıtını oluştururken toplumdan yararlandığından söz edilmektedir. O halde parçanın konusunu “Sanatçının, yapıtını oluştururken, içinde yaşadığı toplumdan bağımsız olmadığı” biçiminde belirtebiliriz.

Başlık

Paragrafın konusunun bir ya da birkaç sözcükle ifade edilmesidir. Dolayısıyla başlığın bulunabilmesi için öncelikle konunun belirlenmesi gerekmektedir. Yukarıdaki paragrafın konusundan hareketle başlığının “Sanat Yapıtı ve Toplum” olduğunu söyleyebiliriz.

Ana Düşünce

Paragrafta, yazarın okuyucuya vermek istediği mesaj, yazıyı yazma amacı ana düşünceyi verir. Paragrafa sorulan “Yazarın vermek istediği mesaj nedir, yazar niçin anlatıyor?” sorularının cevabıdır. Bir paragrafın ana düşüncesi o paragrafın yazılış amacını bildirir.

Ana düşünce paragrafın bütününü kapsayan bir nitelik gösterir. Paragrafta “böylece, o halde, bana göre, kanımca, ama, fakat, oysa, önemli olan…” gibi ifadeler okuru, ana düşünceye götürür

Ana düşünce, paragrafın içinde bir cümle halinde bulunabileceği gibi, paragrafın genelinden de yorumla çıkarılabilir. Bu bilgiler doğrultusunda örnek paragrafın ana düşüncesini “Sanat yapıtı, sanatçının içinde bulunduğu toplumdan bağımsız değildir,” şeklinde ifade edebiliriz.

Örnek 1:
Genel anlamda insan düşüncesinin ürettiği değerlerin tümünü iki ana kümeye ayırabiliriz. Bunlardan ilki maddi kültürdür. Maddi kültür, İnsanoğlunun doğaya egemen olmak için yaptığı tüm araç ve gereçler ile bunları kullanma bilgisidir, ikincisi ise yaşamı düzenlemek, zenginleştirmek, korumak için konulmuş kurallar dizgesi olan manevi kültürdür. Bu iki kültür, birbirinden ayrılmamalıdır. Böyle bir yaklaşım, kültürü daha anlamlı ve yararlı kılar.
Bu parçada kültürle ilgili olarak vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
A) Bir bütün olarak ele alınması gerektiği
B) Kişiden kişiye değişen boyutlarının olduğu
C) Toplumsal değerlerin önemli bir yer tuttuğu
D) Kişiliklerin oluşumunda etkili olduğu
E) Toplumsal yaşayışı belirlediği
(2000 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada, kültürün maddi ve manevi kültür olmak üzere iki ana kümeye ayrıldığı ve bu ikisinin birbirinden ayrılmaması gerektiği anlatılmaktadır. Dolayısıyla parçada, kültürün “Bil bütün olarak ele alınması gerektiği” vurgulanmaktadır.
Cevap A
Örnek 2:
Sanatın amacı, kişinin düşüncesini, duyarlığını geliştirmek; ona, dünyaya ve insanlara insanca bakma, sezme, kavrama gücü kazandırmaktır. Sanat ürünlerine ilgi duymayan, hayali işlemeyen, başkalarının acılarına, dertlerine ortak olmayan bir bilim adamı, bir yargıç, bir yönetici düşünelim; ne yararı olur bunların toplumlarına, insanlığa? İnsanın, insan sevgisiyle yoğrulmadığı toplumlarda bütün yönleriyle ilkellik egemen olmaz mı?
Yukarıdaki parça için en uygun başlık aşağıdakilerden hangisi olabilir?
A) Sanat ve Düş Gücü
B) Sanat ve İnsan
C) Sanat ve Yaratıcılık
D) Sanatın Gelişimi
E) Sanatın Doğuşu
(1988-ÖSS) 
Çözüm:
Parçada, sanattan ve sanatın insanı geliştirme amacından söz edilmektedir. Dolayısıyla parça için en uygun başlık “Sanat ve İnsan”dır.
Cevap B
Örnek 3:
Vaktiyle bir balıkçı günlerce denizde kalır. Döndüğünde mahalle halkına başından geçenleri öyle güzel anlatır ki herkes onun perikızları, denizkızlarıyla gerçekten içli dışlı olduğuna inanır; anlattıklarını büyük bir heyecanla dinler. Ancak, bir gün balıkçı denizin ortasında bir ada, adanın kıyısında da bu kez gerçek perikızlarıyla denizkızlarını görmez mi? O gün mahalleye asık bir suratla döner, “Hadi anlatsana, neler gördün?” diyenlere, yorgun ve isteksiz: “Hiç” der, “Bugün hiçbir şey görmedim”.
Bu parçadan aşağıdaki sonuçların hangisi çıkarılabilir?
A) Gerçeği anlatmak, onun hayalini anlatmak kadar insana tat vermez.
B) İnsanı, bir şeyin kendisini görmekten çok onu başkasından dinlemek etkiler.
C) Yalnızlık, insanı çevresinden gittikçe daha çok uzaklaştırın
D) İnsan, gerçekleri başkalarına anlatmak istemez,
E) İnsanlar, gerçeklere değil, hayali şeylere inanırlar.
(1989-ÖSS)
Çözüm:
Parçada, balıkçı düş gücüyle ürettiği öyküleri güzel bir şekilde anlatırken o öykülerindeki kahramanları gerçekten gördüğünde anlatmıyor. Öyleyse parçadan “Gerçeği anlatmak, onun hayalini anlatmak kadar insana tat vermez” yargısı çıkarılabilir.
Cevap A
Örnek 4:
“Bir zamanlar bir bahçıvanın yanında çalışıyordum. Bahçıvan, bir defne ağacını budamamı istedi. Ağacın küre biçiminde olması gerekliydi. Ben hemen fazla uzamış filizleri kesmeye başladım. Ama bir defa bir yanını, bir defa öbür yanını fazla kesiyordu m. Sonunda ortaya bir küre çıktı, ama çok küçüktü. Bahçıvan düş kırıklığıyla, Çok güzel! Bu bir küre, ama defne ağacı nerede?’ dedi. Bu durum şiirde de böyledir,”
Bu hikâyeden çıkarılabilecek sanatla ilgili yargı, aşağıdakilerden hangisi olabilir?
A) Sanatta güzellik kadar boyut da gözetilmelidir.
B) Biçimle uğraşırken içerik de korunmalı.
C) Sanatçılar, piyasa kurallarını yakından izlemeli.
D) Sanat eserlerinde toplumsal yarar da aranmalı.
E) Yeni sanatçılar, ustaların eleştirisinden yararlanmalı,
 (1984- ÖSS)
Çözüm:
Parçada, bahçıvan, çırağın uğraşmasıyla ortaya çıkan ağacın şekilce küre olduğunu; ama defneye benzemediğini söylüyor. Buradan, sanatla ilgili olarak “biçimle uğraşırken içerik de korunmalı” yargısı çıkarılabilir.
Cevap B
Örnek 5:
Bir paragrafı anlayarak okumak, bir matematik problemini çözmeye benzer Bir problemi çözmek için onu oluşturan öğeleri değerlerine göre kullanmak, aralarındaki bağlantıyı doğru kurmak bir zorunluluktur. Bunun gibi bir paragrafı anlamak için de onu oluşturan sözcüklerin anlamını doğru algılamak, birbirleriyle bağlantılarım bulmak gerekir. Ayrıca, yansıttıkları düşünceyi ve düşünsel düzeni görmek de bir gerekliliktir
Bu parçada anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
A) Düşünceler sözcükler aracılığıyla dile getirilir.
B) Okunanların anlaşılmasında sözcüklerin yeri ve bunlar arasındaki ilişki önemlidir.
C) Matematik problemlerinin çözümünde temel olan, okuduğunu anlamadır.
D) Duygu ve düşüncelerin eksiksizce anlatımı, bunlara uygun sözcükler bulmayı gerektirir.
E) Her alanın, kendine özgü anlamlar içeren sözcükleri ve kuralları vardır.
(2001 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada, bir paragrafı anlamak için, paragrafın sözcüklerini ve sözcüklerin birbiriyle bağlantısını, ayrıca bütün bunların yansıtmak istediği düşünceyi görmek gerektiği anlatılıyor. Bu da ‘Okunanların anlaşılmasında sözcüklerin yeri ve bunlar arasındaki ilişki önemlidir.” cümlesinde dile getiriliyor.
Cevap B
Örnek 6:
(I) Doğanın korunması, bizim için önemli bir nokta olmanın da ötesinde temel hedeftir (II) Bu nedenle konutlar, kenttekine benzer bir dokuda değil, tamamen çevredeki ormanla uyum sağlayacak biçimde yapıldı. (III) Bir başka konu da bitkilendirme. (IV) Son zamanlarda bitkiyle haşır neşir olma eğilimi yaygınlaştı; elbette bu durum, biz çevre tasarımcılarını sevindiriyor. (V) Ancak yabancı kökenli bitkiler yerine kestane, erguvan, kızılağaç, fıstık çamı tercih edilmeli; böyle bir tercih yörenin ruhuna da uygun olur.
Yukarıdaki numaralanmış cümlelerin hangisinde parçanın ana düşüncesi belirtilmiştir?
A) I.   B) II.   C) III.   D) IV.   E) V.
(1998-ÖSS) 
Çözüm:
Parçanın ilk cümlesinde yazar, asıl anlatmak istediği düşünceyi verdikten sonra öteki cümlelerle bu ana düşünceyi açıklayıp geliştirmiştir.
Cevap A
Örnek 7:
İstiyorum ki yazdıklarım insanlarımızın sorunlarını, özlemlerini anlatsın, Onların acılarını, çektiklerini başkalarına duyurabilsin. Açıkçası, yaşamı değiştirsin, güzelleştirsin. Bu amaçla insanımızdan, ülkemizden kopmamaya çalışıyorum. Ancak yine de dergilerde yer verilmiyor şiirlerime. Yayımlananlara bakıyorum, çoğu, toplum gerçeklerine kapalı; belli bir düşünceyi savunmuyor, bir sorunu dile getirmiyor.
Bu parçada şair, aşağıdakilerin hangisinden yakınmaktadır?
A) Şiire özgü ilkelerin belirgin olmayışından
B) Şiirde, içerikten çok anlatımın öne çıkmasından
C) Şairlerin, ortak bir tutum izlemeyişinden
D) Yaşananları yansıtmayan şiirlerin ilgi görmesinden
E) Ozanların toplumu gereği gibi tanımayandan
(2003 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada, şair, kendi şiir anlayışını anlatıp bu yolda yazdığı şiirlerinin dergilerde yayımlanmadığını söyledikten sonra, toplum gerçeklerinden uzak, yani yaşananları yansıtmayan şiirlerin ilgi görmesinden yakınıyor.
Cevap D
Örnek 8:
Yazar bu kitabında, son yıllarda yazdığı denemelerini bir araya getirmiş. Kırk yılı aşkın bir yazarlık serüveninin son ürünleri bunlar. Kitabın bir yerinde şöyle diyor yazar: “Günümüzde yazarlığa heves eden gençlerin ilk ürünlerine bakarken duyduğum kaygıları, ne yazık ki birkaç kitap yayımlamış, ünlenmiş, göklerde dolaşan yazarları okurken de duyuyorum. Türkçenin bugünkü durumuna nasıl geldiğini bilmiyorlar. “Dil nedir, biçem nedir?” diye düşünen yok. Bir anadilleri olmasını yazarlık için yeterli sanıyorlar.”
Bu parçada yazarlar hangi açıdan eleştiriliyor?
A) Kendilerinden önce yapılmış çalışmalardan habersiz olmaları
B) Kendi özeleştirilerini yapmaktan kaçınmaları
C) Kitapları olanların, olmayanları küçümsemeleri
D) Duygu ve düşüncelerini yansıtırken alışılmamış yollar izlemeleri
E) Anlatımlarının gücünü artıracak çabayı göstermemeleri
(2006 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada, genç ve yaşlı yazarlar; Türkçenin gelişimini bilme-meleri, dil ve biçem yani anlatım üzerine düşünmemeleri yönüyle eleştiriliyor Dolayısıyla yazarların, anlatımlarının gücünü artıracak çabayı göstermemeleri yönüyle eleştirildiği söylenebilir.
Cevap E
Örnek 9:
Romanda, uzun süre yurdundan ayrı kalmış iki kişinin geri dönüşü anlatılır, İkisi de geri döndüklerinde vatanlarına yabancılaşmıştır. Çocukluklarına, gençliklerine ait anılar, zaman içinde belleklerinde korunmadığı için yok olmuştur. Tekrar kavuşulan resimler, günlükler, evler, sokaklar da anlamlarını çoktan yitirmiştir. Çünkü, bambaşka bir yerde yaşam sürerken, anılan çağrışman mekânlardan uzakta bellek beslenmez, dolayısıyla boşalır. Belleği canlı tutan, karşılıklı ilişkilerle bu anıların tazelenmesidir.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
A) Geçmişte yaşananların canlı kalması, onların aynı ortamda anımsanmasına, paylaşılmasına bağlıdır.
B) Memleketinden yıllarca ayrı kalmış kişiler, geri geldiklerinde çevrelerine uymakta sıkıntı çekerler.
C) Koşullar değiştikçe eski izlenimlerin yerini yenileri alır,
D) Olayların insanlar üzerinde yaratacağı etki ortamdan ortama değişir.
E) Üzerinden zaman geçtikçe eski yaşantılar unutulur.
(2002 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada, yurdundan uzun süre ayrı kalan iki kişinin geri döndüklerinde vatanlarına yabancılaştıkları anlatılıyor. Bunun sebebi olarak da “başka yerde yaşarken, anıları çağrıştıran mekânlardan uzak kalmanın belleği boşalttığı” söyleniyor. Bu eksikliğin giderilmesinin yolu olarak da, “karşılıklı ilişkilerle bu anıların tazelenmesi” gösteriliyor.
Cevap A
Örnek 10:
Her yazınsal dil, konuşma dilinin toprağında çiçeklenir. Günlük dilin, konuşma dilinin sıcaklığını örgüsünde taşımayan yazınsal dil, ister istemez donuklaşır, yapaylaşır. Bu gerçeğin ayrımında olan yazarımız, anlatımını konuşma dilinin sunduğu olanaklarla donatıp zenginleştiriyor. Onun, okunurluk katsayısını yükselten etkenlerden biri de budur. Kısacası, Türkçenin derin sularında yüzen, yazılarını çok yönlü bir değerlendirmeden geçirerek oluşturan bir yazarımızdır o.
Aşağıdakilerden hangisi bu parçadan çıkarılabilecek bir yargıdır?
A) Bir yapıtın değeri konusuyla ölçülmez.
B) Ancak okurların anlayabildiği yapıtlar kalıcı olabilir.
C) Anlatımları günlük dile dayanmayan yapıtlar başarılı olamaz.
D) Yazınsal dilin kullanımı yazardan yazara değişir.
E) Yazınsal dille oluşturulan yapıtların tadına herkes varamaz.
(2005 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada, konuşma diline, yani günlük dile yaslanmayan yazınsal dilin yapaylaşacağı, bir yazar örnek gösterilerek anlatılıyor.
Cevap C
 
 

Paragrafta Yapı Konu Anlatımı

Paragraf, bir düşünceyi aktarmak amacıyla bir araya getirilmiş cümleler topluluğudur. Dolayısıyla onu bir yazının küçük bir örneği olarak düşünebiliriz. Çünkü bir yazıda bulunması gereken birlik, bütünlük, anlam ve yapı uyumu gibi nitelikler paragrafta da aranır.

Bir yazı, nasıl, bir ana düşünce etrafında oluşur ve gelişirse bir paragraf da aynı biçimde bir ana düşünce cümlesi etrafında gelişir. Bir düşünce etrafında toplanan her cümle, kendinden öncekine ve sonrakine dil ve düşünce yönünden iyice bağlanmalıdır. Cümleler arasında doğal geçişler kurulmalı, boşluklar bırakılmamalıdır. Anlatımın etki gücünü artırmada bu bağlantıların büyük payı vardır.

Cümleler arasında dil ve düşünce bağlantısı:

  • Bir önceki cümlede geçen sözcük ya da sözcük öbeği bir sonraki cümlede tekrar edilerek,
  • Bir cümlede geçen kavram ya da sözlerin yerine, onları karşılayan adıllar, önadlar kullanılarak,
  • Bağlaçlardan yararlanılarak, (ama, fakat, çünkü, ne var ki…)
  • Aynı düşünce değişik biçimde tekrar edilerek sağlanır.

Aşağıdaki paragrafta cümlelerin birbirine anlamca nasıl bağlandığını ve bir bütün oluşturduğunu görelim:

(I) Biz gazeteciler, dışarıdan pek sevimli gözükmeyiz. (II) Sanırım bunun temelinde daha çok, işimizin eleştiri olması yatıyor. (III) Çünkü insanoğlu, doğası gereği, eleştiriden pek hoşlanmaz; eleştiriyi de eleştireni de hoşgörüyle karşılamaz.

Bu parçanın ilk cümlesinde bir düşünce dile getiriliyor. II. cümlesinde “bunun temelinde” sözüyle I. cümledeki düşünce açıklanarak cümleler arasında bağlantı kuruluyor. III. cümledeki “çünkü” bağlacı ve “insanoğlu eleştiriden pek hoşlanmaz” yargısı II. cümleyi açıklıyor, cümleler arasında anlamca bağ kuruyor

Paragraf yapısı ile ilgili çeşitli soru tipleri, öğrencinin, paragrafın anlam bütünlüğünü kavrayıp kavrayamadığını ölçmeye yöneliktir.

Giriş Cümlesi

Paragrafın ilk cümlesidir. Açıklanıp geliştirilebilecek genel bir yargı içerir. Kendisinden önce başka cümleleri gerektirecek sözleri (çünkü, oysa, bunda, böylece, bu durum.„) içermez. Kendisinden sonraki cümlelere anlamca bağlanmalıdır.

Sanatçılar, yaşamlarıyla ve yapıtlarıyla topluma yol göstermelidir.
Okurlar; genellikle, kendi yaşamlarından izler buldukları yapıtlara ilgi gösterirler.

Yukarıdaki cümleleri incelediğimizde, bu cümlelerin dil ve düşünce yönüyle kendilerinden önce herhangi bir cümleye bağlı olmadığını görüyoruz. Dolayısıyla bu cümleler bir paragrafın “giriş cümlesi” olabilir.

Örnek 1:
Aşağıdakilerden hangisi bir yazının ilk cümlesi olmaya en uygundur?
A) Yeni öykücüler arasında Türkçeyi bütün güzelliği ile kullananlar var.
B) Başka öykülerini de dergilerde okumuştum ama bunu hepsinden güzel buldum.
C) Bunda, tiplerin çok canlı, öykülerinin otobiyografik olmasının da etkisi var.
D) Bir bakıma, bu son iki kitabi birer dil olayı olarak değerlendirilmelidir,
E) Birçok yeni öykücünün, buna gereğinden fazla önem verdiğini gördük.
(1987-ÖSS)
Çözüm:
Seçenekleri incelediğimizde B seçeneğinde “Başka öykülerini de” ve “bunu”, C seçeneğinde “Bunda”, D seçeneğinde “Bir bakıma, bu son kitabı” ve E seçeneğinde “buna” sözleri bu cümlelerin kendilerinden önceki cümlelerin devamı niteliğinde olduğunu gösteriyor Dolayısıyla bu cümleler bir yazının ilk cümlesi olamaz. A seçeneğinde ise kendinden önceki cümleye bağlayıcı hiçbir söz bulunmadığından bu cümle bir yazının ilk cümlesi olmaya uygundur. 
Örnek 2:
—- Bir sözcük tek başınayken ses ve anlam yönünden etkileyici özellikler taşımayabilir. Ancak aynı sözcük cümlede öteki sözcüklerle yan yana geldiği zaman etkileyici nitelikler kazanır. Kısaca şunu demek istiyorum: Bir yapıtta anlatımın sağlamlığı, sözcüklerin seçimine ve bunların yerli yerinde kullanılmasına bağlıdır.
Bu parçanın başına, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) Bir yazıya başlarken akla ilk gelen sözcük en uygun sözcüktür.
B) Dillerin söz dağarcığı birbirinden farklıdır,
C) Sözcüklerin gücünü kullanımları belirler.
D) Düşünceleri, gelişigüzel söylemekten kaçınmak gerekir.
E) Süslü ve özentili anlatım iyi düşünememekten kaynaklanır.
(2005 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada, bir sözcüğün tek başınayken ses ve anlam yönüyle etkileyici olmayabileceği, öteki sözcüklerle yan yana geldiğinde etkileyici nitelikler kazanabileceği anlatılıyor. Dolayısıyla parçanın başına “Sözcüklerin gücünü kullanımları belirler” cümlesi getirilmelidir.
Cevap C
Örnek 3:
—-. Ozanlar da yazarlar da yaşantı işçisidir bir bakıma. Gerçek yaşamdan, nesnel dünyadan kazandıkları yaşantıyı yeniden üretirler. Bu yeniden üretme ya da yaratma süreci içinde estetik bir tat katarlar ona; coşku ve düşünceyle beslenen bir özle yoğururlar onu, Yoğurdukları özü, okura ulaştıracak uygun yollar, uygun biçimler ararlar. Şiir, öykü, roman, oyun gibi türlere özgü yasaların içinde yeni konumlar kazandırırlar yaşantıya.
Bu parçanın başına, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) Yazınsal yaratının gücü, okurda düşünsel bir değişme yaratmasına bağlıdır
B) Okur, romanda, şiirde ya da öyküde karşılaştığı yaşamı, düş dünyasında değiştirerek geliştirir
C) Kimi sanatçılara göre yazınsal yapıtlar, okurun yaşamı algılama gücünü artırmalıdır
D) Gerçekte türü ne olursa olsun, her yazınsal yaratının malzemesi yaşantıdır
E) Şiirler, romanlar, öyküler okurun yüreğinde yeni duygular uyandırmayı amaçlar
(2003 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada ozanların ve yazarların gerçek yaşamdan aldıklarını birtakım aşamalardan geçirdikten sonra değişik yazın türleri-ne dönüştürdükleri anlatılıyor. Dolayısıyla parçanın başına “Gerçekte türü ne olursa olsun her yazınsal yaratının malzemesi yaşantıdır.” cümlesi getirilmelidir
Cevap D

Sonuç Cümlesi

Paragrafın son cümlesidir. Genellikle, anlatılan konuyu bir sonuca bağladığı için, cümleleri anlamca birbirine bağlayan sözler (kısaca, ancak, oysa, çünkü, bu nedenle…) içerir. Dil ve düşünce yönüyle kendinden önceki cümlelere bağlıdır.

Hâlbuki eleştirmen, bir sanat yapıtını değerlendirirken, yapıtın dışında hiçbir şeyi dikkate almamalıdır. İşte, bizim yazın dünyamızda salt bu yüzden gerçek sanatçılar yeteri kadar ilgi görmüyor:

Yukarıdaki cümleleri incelediğimizde, bu cümlelerin “hâlbuki, işte, bu yüzden” sözcükleriyle, dil ve düşünce bakımından kendinden önceki cümlelere bağlı olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bu cümleler bir paragrafın “sonuç cümlesi” olabilir.

Örnek 4:
Hiç ummadığımız bir şiir, günü gelince bizim için söylenmiş izlenimini verir. Çünkü şiir eskimez; durur bir yerde, okurunu bekler. Bekler ve bir gün bulur onu. Dahası, en kötü, en sığ, en basit bir şiirden bile bir gün başka bir anlam, başka bir güzellik fışkırabilir. Bu nedenle —-.
Düşüncenin akışına göre bu parçanın son cümlesi aşağıdakilerden hangisiyle tamamlanabilir?
A) iyi şiir her okuyucuda aynı duyguları, aynı çağrışımları uyandırabilmelidir
B) pek çok şiir kitabı ancak şairlerinin ölümünden sonra değer kazanmıştır
C) sanat değeri taşıyan şiirler eskimiş olanlardır
D) eleştirmenler, okuyacakları şiir kitabını seçmede okurlara yol göstermelidirler
E) şiir değerlendirmelerinde olumsuz ve kesin yargılardan olabildiğince kaçınmak gerekir
(1999 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada şiirin eskimediği, en niteliksiz şiirden bile bir gün başka anlam ve güzellik meydana çıkabileceği anlatılmak isteniyor. Parça “Bu nedenle sözüyle devam edeceği için, parçanın son cümlesi, bu anlatılanları destekleyen bir düşünceyle tamamlanmalıdır. Bu düşünceyi de E seçeneğinde görüyoruz.
Cevap E 
Örnek 5:
O, okurlarını bilgilendirmekle birlikte onları kendi düşüncelerine göre yönlendirmekten kaçınan bir eleştirmendir Ele aldığı kitabın niteliklerini sıralar; fakat onunla ilgili öznel yorumlardan kaçınır. Daha doğrusu, yapıtla ilgili kesin bir yargıya varmayı okuruna bırakır. Bu tutum —-.
Bu parçanın son cümlesi, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisiyle tamamlanabilir?
A) bilinçli bir okur kitlesinin oluşmasını sağlar
B) onun, bilgilerine güvenmediğini gösterir
C) yazarın, geniş okur kitlelerince anlaşamamasına neden olur
D) okurun, okuma zevkini köreltir
E) onun, kişiliğine olan saygıyı azaltır
(2002 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada sözü edilen eleştirmen, okuru bilgilendiren; ama yönlendirmeyen; yapıtla ilgili kesin yargılara okurun varmasını sağlayan bir tutum takınıyor. Dolayısıyla bu tutum, bilinçli bir okur kitlesinin oluşmasını sağlayacak bir tutumdur.
Cevap A
 
Örnek 6:
Başarılı şairlerin hepsi, kendilerinden önceki şairlerin şiirlerini okuyarak öğrenmişlerdir şiir yazmayı. Kendi başınıza da olsa, bir ustanın denetiminde de olsa, şiir yazmayı öğrenmek için ne yapmanız gerektiği bellidir; Beğenilen şiirleri teker teker okuyacak, değerlendirecek, işin sırrına varmaya çalışacaksınız. Şöyle bir okuyup geçmekte değil işin sırrı. Her şairi, her şiiri ayrı ayrı, titizlikle irdeleyeceksiniz. Sözcükleri nasıl seçmiş, nasıl birbirine bağlamış? Dizeleri nasıl kurmuş? Bu türden birçok sorunun yanıtını ararken bütün emeğiniz boşa da gidebilir. Bu nedenle, —-
Bu parçanın sonuna, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) şairliğe özenen bir insanın şiiri zevk almadan okuması düşünülemez.
B) şiir yazanlar, kimi sıkıntılara katlanmanın yanı sıra amacına ulaşamamayı da göze almalıdır.
C) şiir yazabilmenin ilk koşulu, iyi şiiri kötüden ayırabilmektir.
D) kötü şiirler, üzerinde uzun uzun çalışılmadan, değişik denemeler yapılmadan yazılanlardır.
E) şiirin yapısını, doğasını kavramamış insanlar, kendilerini şair sanıyorlar.
Çözüm:
Parçada, başarılı bir şair olmak için çok çalışmak gerektiği, hatta bu çalışmaların boşa gidebileceği anlatılıyor. Parçaya “Bu nedenle” sözüyle devam edildiğine göre, parçanın sonuna “şiir yazanlar, kimi sıkıntılara katlanmanın yanı sıra amacına ulaşamamayı da göze almalıdır” sözü getirilmelidir
Cevap B
Örnek 7:
“Hayatım roman olur” diyenlerden özür dileyerek söyleyelim: “Yaşanmış gerçeği” öykülemek bir yazın yapıtı oluşturmaya yetmez. Yaşanmış bir olay, bir romanın, bir şiirin çıkış noktasını oluşturabilir; ama bir yapıtta, “yaşanmış gerçeklere” yer verme, yazınsal türlerin gerekli niteliklerinden değildir Çünkü insanlar sanat yapıtlarında —-.
Bu parçada boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) yaşanmış, yaşanmakta olan gerçekleri yazmanın daha kolay olduğunu düşünürler
B) anlatılanların ne kadar etkileyici olduğunun farkındadırlar
C) düşsel öğelere ağırlık verilmesinin, okurların ilgisini çek-mediğini bilirler
D) kendi yaşam gerçekleriyle anlatılanların örtüşmesini is-terler
E) gerçeğe benzerliği, gerçeklikten üstün tutarlar
(2006 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada yazarın; yaşanmış gerçeklere yer vermenin, yazınsal yapıtlar için gerekli bir nitelik olmadığını belirttiğini görüyoruz. Dolayısıyla bunun bilincinde olan insanlar, sanat yapıtlarında böyle bir nitelik aramaz. Buna göre, parçanın sonundaki “Çünkü insanlar sanat yapıtlarında” sözü, “gerçeğe benzerliği, gerçeklikten üstün tutarlar” sözüyle tamamlanabilir.
Cevap E 

Paragrafa Cümle Yerleştirme

Paragrafın giriş ve sonuç cümleleri dışındaki cümleler, gelişme bölümünü oluşturur. Bu bölümdeki cümleler, çeşitli yollarla, kendilerinden önceki ve sonraki cümlelere anlamca bağlanmalıdır.

Örnek 8:
Yazdıklarımın herkesçe okunmasını istiyorum. Beni okuyanların, kitaplarımda kendinden bir parça bulabilmesini, yüreğine seslenen bir şeyler yakalayabilmesini İstiyorum. Çünkü önemli olan, okurun, kitapla ve yazarla sıcak bir bağ kurabilmesidir. Bu nedenle olabildiğince duru bir dil, yalın bir anlatım yeğliyorum. Kimi zaman kısa cümlelerim yadırganıyor; ama ben bunu bilinçli olarak yapıyorum, —- ancak benim seçimim yalınlıktan yana. Bu sadelik içinde okurun yüreğine ve beynine ulaşabiliyorsam ne mutlu bana.
Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışma göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) Ben de bilirim yarım sayfa süren tümceler kurmayı, süslü ve ağdalı bir dil kullanmayı
B) Zaten her konu kendi biçim ve biçemini birlikte getiriyor
C) Ben, sanat yapmak adına anlaşılmaz olmayı seçenlerden değilim
D) Her yazarın anlatımını renklendiren ilginç söz buluşlarından yararlanırım
E) Yazarken, sözcükleri seçmede ince eleyip sık dokuyorum
(2005 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada yazar, okura ulaşabilmek için yalın bir anlatımı tercih ettiğini söylüyor. Boş bırakılan yerden sonra ise “—- ancak benim seçimim yalınlıktan yana” sözüyle devam ediyor Buradaki “ancak” sözcüğünün anlamca birbirine ters yargıları bağladığı anlaşılıyor. Dolayısıyla boş bırakılan yere “Ben de bilirim yarım sayfa süren tümceler kurmayı, süslü ve ağdalı bir dil kullanmayı” sözünün getirilmesi gerekir.
Örnek 9:
Yazın değeri taşıyan bir roman, bir öykü, bir oyun, yaşam çevremizi genişletir; içinde bulunduğumuz gerçek dünyanın dışına çıkarır bizi. —- Tam tersine gerçekleri değişik bir gözle görmemizi, olaylara farklı açılardan bakmamızı sağlar.
Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A) Bu, elbette, bir kaçış ya da kendi gerçeklerimizden kopuş değildir.
B) İç gerilimlerimizden, sıkıntı ve bunalımlarımızdan büyük ölçüde kurtarır.
C) Okuma, insanı her türlü tutkudan kurtararak özgürleştirir.
D) Okuyan bir kişi, bütün bilgi eksikliklerini giderebilir.
E) Okunan her kitap, iç zenginliğini artırır, duygulan harekete geçirir.
(2001 – ÖSS)
Çözüm:
Parçanın başında, yazın değeri taşıyan romanın, bizi gerçek dünyanın dışına çıkardığı; son cümlede ise “tam tersine” denerek yapılan işin gerçekleri değişik bir gözle görmemizi, olaylara farklı açılardan bakmamızı sağladığı söyleniyor. Öyleyse, iki cümle arasına “tam tersine” sözüyle anlamca bağlantı kuracak “Bu, elbette, bir kaçış ya da kendi ger-çeklerimizden kopuş değildir.” cümlesi getirilmelidir.
Cevap A
 
Örnek 10:
İnsanların beğenileri birbirine uymaz. Belki o kırmızıdan hoşlanıyor, siz yeşili seviyorsunuzdur. Belki o, Wagner’in müziğini beğeniyor, siz, Mozart’ı yeğliyorsunuzdur. —- Gördüklerinden ve dinlediklerinden aldığı tat sizinkine uymuyor diye karşınızdakini zevksizlikle, kabalıkla suçlamaya hakkınız yoktur.
Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) Kimi zaman beğenilerinizin bağdaştığı da olur.
B) Öteki sanat dallarında da böyledir bu.
C) Öyleyse nelerden hoşlandığınızı bilmeniz gerekir.
D) Çünkü, insanların beğenileriyle davranışları arasında ilişki vardır.
E) Değerlendirmeleri belirli ölçütlere göre yapmak gerekir
(2002 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada, insanların beğenilerinin birbirine uymayabileceği söylenerek, müzik örnek gösteriliyor. Boşluktan sonra, “Gördüklerinden ve dinlediklerinden” denerek farklı sanat dallarından hoşlanmanın doğal olduğu anlatılıyor. Dolayısıyla, parçanın anlam bütünlüğünü sağlamak için, boş bırakılan yere “Öteki sanat dallarında da böyledir bu.” cümlesi getirilmelidir.
Cevap B

Paragrafta Düşüncenin Akışını Bozan Cümleyi Bulma

Paragrafın birana düşünce etrafında örgülendiğini, paragrafı oluşturan cümlelerin de anlamca birbirine bağlı olduğunu söylemiştik. Dil ve anlam bakımından birbiriyle uyumlu bu cümlelerin arasına ilgisiz bir cümlenin girmesiyle paragrafın anlam bütünlüğü bozulur. Bu cümle, paragrafta işlenen konunun farklı bir yönüyle ilgilidir, Dolayısıyla bu cümle, başka bir paragrafta bulunmalıdır ve paragraftan çıkarıldığında kendinden önceki ve sonraki cümleler birbirine dil ve anlam olarak açık bir biçimde bağlanabilmelidir.

Örnek 11:
(I) Romanlar vardır, daha ilk sayfasında olay örgüsünün çekim alanı içine alır okurunu. (II) Kan basıncını yükselten heyecanlar yaratır okurda, (III) Kimi romanlar da vardır, dilsel örüntüsüyle okurun aklına olduğu kadar yüreğine de seslenme yolunu seçer. (IV) Romanda özgünlük, derinlik, çok yönlülük aranır, (V) Daha doğrusu, okurun, okuma eylemine tüm varlığıyla katılımını sağlar. (VI) En yüksek coşkuları, estetik tutkulara dönüştürür.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
A) II.   B) III. C) IV. D) V.   E) VI.
(2005 – ÖSS)
Çözüm:
Parçanın III. cümlesinde; kimi romanların, dilsel örüntüsüyle okurun aklına ve yüreğine seslendiği söylendikten sonra V. cümlede “daha doğrusu” denerek III. cümlede anlatılanlar açıklanıp geliştiriliyor. “Romanda özgünlük, derinlik, çok yönlülük aranır.” cümlesi parçanın anlam akışını bozmaktadır.
Cevap C
 
Örnek 12:
(I) Havasından mı, suyundan mı, bilmem; ama başkadır bu yörenin insanları. (II) Sıcacık yürekler, gülümseyen yüzler, içten yaklaşımlar… (III) Yardımsever, konuksever tavırlar ve yoğun bir insan sevgisi… (IV) Çoğu kişiye zaman kaybı gibi gelir insanlarla ilgilenmek. (V) Bu insanlarda sonradan öğrenilen değil, içten gelen bir yaşama sevinci vardır. (VI) Güldüler mi içten gülerler, gözlerinin derinliklerinde yakalarsınız tebessümlerini.
Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
A) II.   B) III.   C) IV.   D) V.   E) VI.
(2002 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada, bir yörenin insanlarına yönelik olumlu düşünceler dile getirilirken araya parçadan kopuk olan “Çoğu kişiye zaman kaybı gibi gelir insanlarla ilgilenmek” cümlesi getirilerek düşüncenin akışı bozulmuştur.
Cevap C

Parçayı İki Paragrafa Bölen Cümleyi Bulma

Bir yazıda, her paragraf ele alınan konuyla ilgili bir düşünceyi içerir. Yazıda konunun farklı bir yönüne, yani farklı bir düşünceye geçildiğinde yeni bir paragrafa başlanır Yazıda, iki ayrı konuyu ya da aynı konunun iki ayrı yönünü anlatan paragrafları ayırmamak doğru değildir. Bu tip sorularda, paragrafta ayrı bir düşünceye geçilen cümleden itibaren paragraf ikiye ayrılabilir Parçayı iki paragrafa bölecek olan cümle, gelişme bölümünde aranmalıdır.

Örnek 13:
(I) Mektup on altıncı yüzyıla kadar salt haberleşme amacıyla kullanılıyor, bu anlamda bir tür gazete görevi de yapıyordu. (II) On altıncı yüzyıldan sonra ise söz konusu görevinin yanı sıra, duygu ve düşünceler de mektuplar aracılığıyla paylaşılmaya başlandı. (III) Goethe’nin ciltler dolusu özel mektupları, Schiller’in yazışmaları, Gogol, Puşkin, Byron’ın unutulmaz mektupları bunlar arasında sayılmaya değer niteliktedir. (IV) Candide yazarı Voltaire’in yazdığı mektuplar öğüt vermek, danışmak, bilgi almak, yapıtlarını tanıtmak gibi değişik amaçlar içerir (V) Bu büyük ustanın en başarılı mektuplarıysa, duygularını paylaşmak için yazdığı mektuplardır. (VI) Bunlar, özentiye kaçmadan, yapaylığa düşmeden, içten geldiği gibi yazılmış mektuplardır.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragrafın kaçıncı cümleyle başlaması uygun olur?
A) II.   B) III. C) IV. D) V.   E) VI.
(2001 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada, mektup türünün gelişimi genel olarak anlatılıp kimi yazarların mektupları örnek verilirken IV. cümleden itibaren, özele inilip Voltaire’in mektupları hakkında bilgi verilmeye başlanıyor.
Cevap C
Örnek 14:
(I) Rize’nin Pazar ilçesinde, Verçenik Yaylası’na gidecek minibüse bindiğimizde, uzun süren otobüs yolculuğunun yorgunluğunu unutmuştuk. (II) Yaklaşık beş saat süren minibüs yolculuğundan sonra, kararlaştırılan buluşma noktasına ulaştık. (III) Oradakilerle hoşbeşten sonra çadırları kurduk; sırt çantalarımızı boşalttık. (IV) İlk günler için getirilen taze yiyeceklerle, hemen küçük bir ziyafet sofrası kurduk kendimize, (V) Geceleri fark ettik ki, gökyüzü burada her zaman yıldızlarla doluydu. (VI) Hemen her gece yıldızlara bakarak düşler kuruyorduk.
Yukarıdaki parça iki paragrafa bölünmek istense, ikinci paragrafın kaçıncı cümleyle başlaması uygun olur?
A) II.   B) III. C) IV. D) V.   E) VI.
(2000 – ÖSS) 
Çözüm:
Parçada, yapılan bir yolculuk, zaman sırasına uygun olarak öyküleme tekniğiyle V. cümleye kadar anlatılıyor. V. cümleden itibaren ise, o yolculuk bitip kamp yapan insanların günler sonra keşfettikleri bir durum anlatılıyor, Dolayısıyla parça, V. cümleden itibaren ikiye ayrılabilir.
Cevap D
 
Örnek 15:
(I) Resim ve heykel sanatçıları insan elleri üzerinde çok durmuşlardır. (II) Ortaçağdan bu yana, ressamların yaptığı portrelere baktığınızda gözlerden çok, ellerin öne çıktığını görürsünüz. (III) Gergef üzerinde dolaşan, çenesini avuçları içine alan, vücut boyunca sarkan eller… (IV) Mutluluğun parıltısını, kaygıların kaynaşmasını, yaşamaktan usanışı hep bu ellerde görürsünüz. (V) Bundan on binlerce yıl önce insan daha kafasıyla düşünemezken elleriyle düşünmüş. (VI) İnsan geometri bilmeden su bentleri yapmış, matematik bilmeden parmaklarıyla saymış, sanat ve güzellik üzerine hiçbir bilgisi yokken mağara duvarlarını, bugün usta ressamların bile yapamayacağı resimlerle donatmış. (VII) Bilimsel ve sanatsal yaratılar konusunda övündüğümüz ne varsa hepsini, insan elinin çağlar boyunca yaptığı hareketlere borçluyuz.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?
A) II.   B) III. C) IV. D) V.   E) VI.
(2005 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada, resim ve heykelde insan ellerinden söz edilip örnekler verilirken V. cümleden başlanarak yeni bir konuya, insanın; kafasıyla düşünmeden önce elleriyle düşündüğü konusuna başlanıyor ve bu düşünceyle ilgili örneklere yer veriliyor
Cevap D
 
Örnek 16:
(I) Oyun, bir gün içinde hatta birkaç saatte geçen olaylar üzerine kurulmuş. (II) Oyun, üç birlik kuralına uygun; ancak izleyicinin merakını kamçılama yönünden zayıf kalıyor. (III) İlk bölümün ikinciye göre çok kısa oluşu, izleyenleri rahatsız ediyor (IV) Kişiler kendi toplumsal, psikolojik, ekonomik ve kültürel yapılarına uygun olarak olaylar içinde verilmiş, (V) Sanatçı, bu eksikliklerine karşın, bir oyun yazarı olarak umut veriyor.
Bu parçanın anlam akışındaki bozukluğu gidermek için, aşağıdaki değişikliklerden hangisi yapılmalıdır?
A) I. cümleyle II. yer değiştirmeli
B) II. cümleyle III. yer değiştirmeli
C) III. cümleyle IV yer değiştirmeli
D) IV. cümle I. den sonra gelmeli
E) V. cümle II. den sonra gelmeli
(1999 – ÖSS)
Çözüm:
Parçanın V. cümlesinde “bu” sıfatıyla işaret edilerek bir eksiklikten söz ediliyor. Bir önceki cümlede ise bir eksiklik belirtilmiyor Bu eksiklikler II. ve III. cümlelerde belirtildiği için V. cümlenin bu cümlelerden sonra gelmesi gerekmektedir.
Cevap D

Paragrafın Hangi Soruya Karşılık Yazıldığını Bulma

Bu tip sorularda, paragrafta anlatılanlar, seçeneklerdeki sorulardan birinin cevabıdır. Dolayısıyla, paragrafın hangi soruya karşılık olarak yazıldığını bulabilmek, paragrafta ne anlatıldığını, yani paragrafın konusunu bulmak gerekir. Paragrafın konusu belirlendikten sonra, dil ve anlam yönüyle paragrafla uyum içinde olan soru cümlesi kolayca bulunabilir Soru cümlesi, özellikle paragrafın ilk cümleleriyle dil ve düşünce yönünden uyum içinde olmalıdır.

Örnek 17:
Yazdığım şiirleri sesli olarak okurum ilk önce, kulağıma hoş geliyorsa değişiklik yapmam. Ama fazla ya da kulağı tırmalayan sözcükler varsa onları atarım, değiştiririm. Çünkü şiir gereksiz sözcüğü kaldırmaz. Ayrıca, yıllar sonra yeniden okuduğumda, beni ilk günkü gibi etkileyebilecek mi, diye düşünürüm. Öyle şiirler vardır ki her gün okusanız bıkmazsınız. Yazdığım şiirlerin de böyle olması için gayret ederim.
Bu parçada anlatılanlar aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık olarak söylenmiş olabilir?
A) Şiirlerinizi yoğunlaştırmak, kalıcı kılmak için nelere dikkat edersiniz?
B) Eleştirmenlerin şiirlerinizi yeterince değerlendirmemesini neye bağlıyorsunuz?
C) Şiirlerinizi yazarken okurların beklentisini göz önünde bulundurur musunuz?
D) Başka şiirlere, şairlere öykünmemek için nasıl bir yol izliyorsunuz?
E) Şiirlerinizdeki duygusal zenginliği nasıl sağlıyorsunuz?
(2005 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada yazar, gereksiz sözcükleri nasıl belirleyip attığını yani şiirini nasıl yoğunlaştırdığını ve şiirinin kalıcı olması için ona ne şekilde yaklaştığını anlatıyor. Dolayısıyla parça, “Şiirlerinizi yoğunlaştırmak, kalıcı kılmak için nelere dikkat edersiniz?” sorusuna karşılık olarak söylenmiştir.
Cevap A
 

Paragrafta Yardımcı Düşünce Konu Anlatımı

Paragraf, bir ana düşünce etrafında kurulur. Bu ana düşünceyi geliştirmek, açıklamak, desteklemek amacıyla kurulan cümleler, yardımcı düşünceleri oluşturur. Bu tip sorularda, paragraftaki yardımcı düşünceler içinde bulunmayan, söylenmeyen, değinilmeyen bir düşünce veya bir özellik sorulmaktadır. Dolayısıyla, yardımcı düşünce soruları; olumsuz ifadelerle karşımıza çıkmaktadır. Sorular, buna dikkat edilerek çözülmelidir.

1906 yılında Adapazarı’nda doğan Sait Faik, ilköğrenimini burada, ortaöğrenimini İstanbul ve Bursa’da tamamlamıştır: Üç yıllık Avrupa hayatından sonra İstanbul’a yerleşmiştir Öykülerinde de mekân olarak hep burayı kullanmıştır. Bursa Lisesi’ndeyken başlayan ilk yazı denemeleriyle, öykücülüğümüzde o güne değin alışılagelmiş bir anlatımın dışına çıkan örnekler vermiştir. Yazarın yazın hayatı da böylece başlamış olur:

Sait Faik’ten söz eden bu parçanın yardımcı düşüncelerini; “Değişik şehirlerde öğrenim görmüştür.”, “Yaşamının bir bölümünü Avrupa’da geçirmiştir.”, “Öykülerini özgün bir söyleyişle oluşturmuştur.”, “Öykülerinde yer olarak İstanbul’u konu edinmiştir.”, “Özgün bir anlatımla öyküler yazmıştır.” şeklinde sıralayabiliriz.

Örnek 1:
Tüketim kültürü, şiiri az çok dışlamıştır. Televizyon, sinema, gazete gibi kitle iletişim araçlarının doğurduğu bu kültür, şiirin okur yitirmesine yol açmıştır. Ancak bilelim ki şiir, yalnızca sahte okurlarını yitirmiş, gerçek okurlarını korumuştur. İşte bunun içindir ki benim, şiirin geleceği açısından hiçbir kaygım yok. İyi şiir, gerçek okuruyla yaşamını sürdürecektir.
Bu parçada, şiirle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
A) Toplumsal değişmelerden etkilendiğine
B) Okur sayısının azaldığına
C) Şiir beğenisi tam gelişmemiş okurların elendiğine
D) Nitelikli olanların varlığını koruyacağına
E) Her dönemde çok sevilen tür olduğuna
(1999-ÖSS)
Çözüm:
Parçada, “Televizyon, sinema, gazete gibi kitle iletişim araçlarının doğurduğu bu kültür, şiirin okur yitirmesine yol açmıştır.” cümlesinde A ve B seçeneklerine, “Ancak bilelim ki şiir, yalnızca sahte okurlarını yitirmiş, gerçek okurlarını korumuştur.” cümlesinde C seçeneğine, “İyi şiir, gerçek okuruyla yaşamını sürdürecektir.” cümlesinde D seçeneğine değinilmiştir. Parçada “şiirin her dönemde sevilen bir tür olduğu” düşüncesine değinilmemiştir.
Cevap E
Örnek 2:
Babam yeni bir roman yazmaya başlamışsa, gözü hiçbir şeyi görmezdi. O andan itibaren yeni dünyası o roman olurdu. Bizler de annemizin uyarısıyla evde çıt çıkarmadan otururduk. İki katlı ahşap evde, saatlerce, daktilo tuşlarının çıkardığı ses duyulurdu. Babam romanını bitirdikten sonra onu ev halkına okumayı alışkanlık haline getirmişti. İlk tepkileri bizlerden almayı çok severdi. Yapıt bittikten sonra son kontrollerini yapar, sabahın erken saatinde evden çıkardı. Romanı herhangi bir yayınevine satmış, para da almışsa, bu, ev halkı için sevinç kaynağı olurdu. Babam eli kolu dolu gelir, mutfağın yüzü gülerdi. Birikmiş üç beş aylık ev kirası yatırılırdı. Bu bolluk dönemi uzun sürmez, kısa bir süre sonra yeniden sağa sola borçlanılırdı.
Bu parçada sözü edilen romancıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
A) Çevresindekilerin değerlendirmelerine önem vermektedir.
B) Roman yazma sürecinde her şeyle bağını koparmaktadır.
C) Romanlardan kazandığı parayı ailesi için harcamaktadır.
D) Romancılığı, babalık duyarlığını engellemektedir.
E) Sık sık ekonomik sıkıntı içine düşmektedir.
(2004 – ÖSS) 
Çözüm:
Parçada sözü edilen romancı ile ilgili olarak “İlk tepkileri bizlerden almayı çok severdi.” cümlesine göre A seçeneği; “Babam yeni bir roman yazmaya başlamışsa, gözü hiçbir şeyi görmezdi.” cümlesine göre B seçeneği; “Romanı herhangi bir yayınevine satmış, para da almışsa, bu ev halkı için sevinç kaynağı olurdu. Babam eli kolu dolu gelir, mutfağın yüzü gülerdi.” cümlelerine göre C seçeneği; “Bu bolluk dönemi uzun sürmez, kısa süre sonra yeniden sağa sola borçlandırdı.” cümlesine göre E seçeneği söylenebilir. Bu parçaya göre “romancılığının, romancının babalık duyarlığını engellediği” söylenemez.
Cevap D
Örnek 3:
Yazarlığın da ozanlığın da baş koşulu dille içli dışlı olmaktır. Kolay bir iş değildir bu. Bir yandan kendimiz sürekli denemeler yapacağız, bir yandan da dilimizde yaratılmış ürünleri eksiksiz izleyeceğiz. Bana öyle geliyor ki senin baş eksiğin bu: Düzyazısal ve şiirsel ürünleri yeterince izleyip irdelememek. Doğaçtan şiir söyleme dönemi çoktan kapandı. Kendi yönelimlerini, yerini belirleyebilmen için Türkçenin şiir haritasını tüm bölgeleriyle tanıman gerekir her şeyden önce. Bunu yaptığın gün, dergilerin kapısının sana açıldığını göreceksin. Ya da bilmem kaçıncı dereceden bir ozan olmaktansa, iyi bir şiir okuru olmayı yeğleyeceksin. Ne dersin?
Bu parçada konuşan kişinin, karşısındakine önerdikleri arasında aşağıdakilerden hangisi yoktur?
A) Deneyimli ozanların yaptıklarının dışına çıkmaması
B) Şairlikle okurluk arasında bir seçim yapması
C) Değişik türde yazınsal ürünleri okuyup incelemesi
D) İçine doğduğu gibi şiir yazmaması
E) Dilimizin olanaklarını bütün yönleriyle tanıması
(2004 – ÖSS)
Çözüm:
Parçada, konuşan kişinin, şair adayına, parçanın son cümlesinde B seçeneğini; “Bana öyle geliyor ki senin baş eksiğin bu: Düzyazısal ve şiirsel ürünleri yeterince izleyip irdelememek.” cümlelerinde C seçeneğini; “Doğaçtan şiir söyleme dönemi çoktan kapandı.” cümlesinde D seçeneğini; “Kendi yönelimlerini, yerini belirleyebilmen için Türkçenin şiir haritasını tüm bölgeleriyle tanıman gerekir her şeyden önce.” cümlesinde E seçeneğini önerdiği görülmektedir. Parçaya göre, genç sanatçıya, “Deneyimli ozanların yaptıklarının dışına çıkmaması” ile ilgili bir öneri yoktur.
Cevap A
Örnek 4:
Yazı insanıyım ben. Yazıdan başka bir şey düşünmem. Geçimimi de yazarak sağlıyorum. Televizyon haberciliği bana, açık, kısa cümlelerle yazmayı öğretti. Bir buçuk dakikalık haberde bütün gün izlediğin olayı anlatmak zorundasın. Zaten televizyonda uzun cümleler dikkati dağıtır. Eline gazete alıp okumak gibi değildir. Basında röportajlar, diziler hazırlarken yerim genişti. Yine de kısa, anlaşılır yazmaya özen gösterirdim. Reklam için metin yazmak ise bambaşkadır. Kırk beş saniyelik reklamlara metin sığdıracaksın. Kısacası yazıyı, yaptığım işe uydurmayı öğrendim.
Aşağıdakilerden hangisi böyle diyen bir yazarın özelliği değildir?
A) Yaşamını yazmaya adama
B) Okurların ilgisini değerli yapıtlara yönlendirme
C) Anlatımını yoğunlaştırma
D) Bir işle ilgili değişik ürünler üretme
E) Yazıyı türsel özelliklerine göre oluşturma
(2006 – ÖSS)
Çözüm:
Parçanın “Yazı insanıyım ben. Yazıdan başka bir şey düşünmem.” cümlelerinden A seçeneği; “Televizyon haberciliği bana, açık, kısa cümlelerle yazmayı öğretti.” cümlesinden C seçeneği, sözü edilen yazarın bir özelliği olarak söylenebilir. Parçanın genelinde yazarın röportaj yazıları, reklam metinleri yazdığını öğreniyoruz. Bu bilgiden yola çıkarak D seçeneği ve E seçeneği yine yazarın bir özelliği olarak söylenebilir. Parçada söz konusu yazarla ilgili olarak “Okurların ilgisini değerli yapıtlara yönlendirme” diye bir durum söz konusu değildir.
Cevap B
Örnek 5:
Tüketim kültürü, şiiri az çok dışlamıştır. Televizyon, sinema, gazete gibi kitle iletişim araçlarının doğurduğu bu kültür, şiirin okur yitirmesine yol açmıştır. Ancak bilelim ki şiir, yalnızca sahte okurlarını yitirmiş, gerçek okurlarını korumuştur. İşte bunun içindir ki benim, şiirin geleceği açısından hiçbir kaygım yok. İyi şiir, gerçek okuruyla yaşamını sürdürecektir.
Bu parçada, şiirle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
A) Toplumsal değişmelerden etkilendiğine
B) Okur sayısının azaldığına
C) Şiir beğenisi tam gelişmemiş okurların elendiğine
D) Nitelikli olanların varlığını koruyacağına
E) Her dönemde çok sevilen tür olduğuna
(1999-ÖSS) 
Çözüm:
Parçada, “Televizyon, sinema, gazete gibi kitle iletişim araçlarının doğurduğu bu kültür, şiirin okur yitirmesine yol açmıştır.” cümlesinde A ve B seçeneklerine, “Ancak bilelim ki şiir, yalnızca sahte okurlarını yitirmiş, gerçek okurlarını korumuştur.” cümlesinde C seçeneğine, “İyi şiir, gerçek okuruyla yaşamını sürdürecektir.” cümlesinde D seçeneğine değinilmiştir. Parçada “şiirin her dönemde sevilen bir tür olduğu” düşüncesine değinilmemiştir.
Cevap E
Örnek 6:
Romanını okuyup bitirdim. Hele biraz zaman geçsin, hazmedeyim. Neler kaldı, neler gitti? Bunları saptadıktan sonra bildireceğim görüşlerimi.
Böyle diyen bir kişi için aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
A) Düşüncelerini açıklamadan önce, başkalarıyla tartışarak doğrulamak ister.
B) Ayrıntılı olarak düşünmenin gereğine inanır.
C) Zaman içinde görüşlerinin değişebileceğini düşünür.
D) Düşüncelerini hemen açıklamaktan kaçınır.
E) İzlenimlerini yorumlayıp değerlendirme eğilimindedir.
(1999-ÖSS)
Çözüm:
Parçada yazar, roman için “Hele biraz zaman geçsin, hazmedeyim.” diyerek “düşüncelerini hemen açıklamaktan kaçındığını” belirtiyor. Ayrıca bu sözden, “zaman içinde görüşlerinin değişebileceğini düşündüğünü” çıkarabiliriz. “Neler kaldı, neler gitti? Bunları saptadıktan sonra bildireceğim görüşlerimi.” cümlelerinden yazarın “ayrıntılı olarak düşünmenin gereğine inandığı” ve “izlenimlerini yorumlayıp değerlendirme eğiliminde olduğu” çıkarılabilir. Parçaya göre, yazarın “düşüncelerini açıklamadan önce, başkalarıyla tartışarak doğrulamak istediği” söylenemez.
Cevap A
Örnek 7:
Karagöz oyunu, Osmanlı – Türk toplumunun, yüzyıllarca yaşamış sanat dallarından biridir. Tanzimat’tan bu yana, özellikle Cumhuriyet döneminde yerini, Batı’dan gelen sinema ve tiyatroya bırakmıştır. Bu sanat dalı, bugün bize çok uzak ve yabancı gelen İslam uygarlığı döneminde, halkın dilini, inançlarını yansıtan zengin bir kaynaktır. Geçmişi tanımak ve öğrenmek isteyenler bu kaynağı değişik açılardan değerlendirebilirler.
Bu parçada, Karagöz’le ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
A) Toplumsal yaşamı yansıtan uzun bir geçmişi olduğuna
B) Günümüzde yerini başka sanat dallarının aldığına
C) Güldürü öğelerinden yararlanarak oluşturulduğuna
D) Farklı yönlerden incelenmeye uygun bir kapsamı bulun-duğuna
E) Eski dönemler hakkında bilgi verdiğine
(1994-ÖSS)
Çözüm:
Parçada, “Bu sanat dalı, bugün bize çok uzak ve yabancı gelen İslam uygarlığı döneminde, halkın dilini, inançlarını yansıtan zengin bir kaynaktır” cümlesi ile A seçeneğine; II. cümlede B seçeneğine; son cümlede D seçeneğine; son iki cümlede E seçeneğine değinilmiştir. Her ne kadar Karagöz’de güldürü öğeleri varsa da parçada bundan söz edilmediğinden, Karagöz’ün, güldürü öğelerinden yararlanılarak oluşturulduğuna değinilmemiştir.
Cevap C
Örnek 8:
İlgimi, kültürel konulara, yaşadığım kentin tarihine yönelttim. Bu da beni bir tür kedere itti. Ne var ki ben bunun altında ezilmedim. Çalıştım, uğraştım, kitaplarımı yazdım. Hayatımdan memnunum. Hiçbir arkadaşım benim için “hüzünlü” demez. “Sinirli, enerjik” diyebilir; ama belirgin niteliğim “hüzün” değil. Olsa olsa şunu söyleyebilirler benim için: “Kâğıdı, kalemi eline alınca kaleminin ucuna gelenler bunlardır.”
Aşağıdakilerden hangisi, bu sözleri söyleyen yazara özgü bir nitelik değildir?
A) Çabuk kızan, hareketli
B) Ürünler ortaya koymak için çabalayan
C) İçinde bulunduğu koşullardan şikâyetçi olmayan
D) Yazdıklarıyla yaşadıklarını örtüştüren
E) Kendi özelliklerini tanıyan
(2005 – ÖSS) 
Çözüm:
Parçada, “Hiçbir arkadaşım benim için “hüzünlü” demez. “Sinirli, enerjik” diyebilir; ama belirgin niteliğim “hüzün değil” cümlelerinden A ve E seçenekleri; “Çalıştım, uğraştım, kitaplarımı yazdım.” cümlesinden B seçeneği; “Hayatımdan memnunum.” cümlesinden C seçeneği çıkarılabilir. Parçaya göre, yazarın “yaşadıklarıyla yazdıklarını örtüştürdüğü” söylenemez.
Cevap D
Örnek 9:
O, evrensel değerleri, toplumcu şiirin potasında eriten şairlerimizden biridir. İnsanı ilgilendiren her olaya, her yaşantıya şiirlerinde yer vermiştir. Bu nedenle anılar, geziler, güncel haberler, duyarlı bir gözlemin açtığı yolda, şiirinin içine akar.
Bu parçada sözü edilen şairle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
A) Şiirlerinde konu çeşitliliği görülür.
B) Dünyaca tanınmış bir sanatçı olmayı amaçlar.
C) Bireysellikten uzak bir tutum takınır.
D) Olayları ve durumları dikkatle inceler.
E) Tüm insanlığı kucaklamayı amaçlayan şiirler yazar.
(2002-ÖSS)
Çözüm:
Parçadaki, “İnsanı ilgilendiren her olaya, her yaşantıya şiirlerinde yer vermiştir.” cümlesine göre A seçeneği; “O, evrensel değerleri, toplumcu şiirin potasında eriten şairlerimizden biridir.” cümlesine göre C ve E seçeneği; “Bu nedenle anılar, geziler, güncel haberler, duyarlı bir gözlemin açtığı yolda, şiirinin içine akar.” cümlesine göre D seçeneği söylenebilir. Parçaya göre, sanatçının, “dünyaca tanınmış bir sanatçı olmayı amaçladığı” söylenemez.
Cevap B
Örnek 10:
“Aşk romanı’yla “aşkı da içeren romanları birbiriyle karıştıranlar var. Bunları ayırmak gerek. Oysa bizde bu ayrım yapılmıyor. Eğer aşk romanından kasıt, yabancıların “romance” dedikleriyse benim romanlarım bu grupta yer almıyor. Çünkü bu tür romanlara Barbara Cartland’ın kitaplarını, pembe dizileri örnek gösterebiliriz ki bunlar bence edebiyatın dışındadır. Konusuna aşkın da sindirildiği ya da birtakım olayların bir aşk etrafında anlatıldığı romanlar bunlarla bir tutulamaz. Örneğin Anna Karenina’da toprak reformu da anlatılır. Bu ayrımı yapmazsak Anna Karenina’yı yalnızca sıradan bir aşk romanı olarak nitelendiririz.
Aşağıdakilerden hangisi bu sözleri söyleyen yazarın düşüncesiyle bağdaşmaz?
A) Aşk, gerçeğe en uygun biçimde ancak yabancı romanlarda anlatılır.
B) Aşk romanı sözünün anlamsal sınırı belirlenmelidir.
C) Salt aşk üzerinde yoğunlaşan romanların yazınsal bir değeri yoktur.
D) Dokusunda aşkı barındıran her yapıt, aşk romanı sayılmaz.
E) Kimi romanlarda aşk, toplumsal sorunlarla iç içe anlatılır.
Çözüm:
Parçada, yazar, “aşk romanının özelliklerinden söz etmektedir. Parçayı incelediğimizde B, C, D ve E seçeneklerinde yer alan düşüncelerin, yazarın düşünceleriyle bağdaştığını görüyoruz. Ancak A seçeneğinde yer alan: “Aşk, gerçeğe en uygun biçimde ancak yabancı romanlarda anlatılır.” düşüncesinin yazarın “aşk romanı” hakkındaki düşünceleriyle bağdaşmadığını görüyoruz.
Cevap A
 
Kaynak:edebiyatogretmeni.org

Sinavosym.com 'da Editör - Sinavosym 'nin Facebook Sayfalarında Moderatör - Dumlupınar Üniversitesi Mezunu

Sıradaki Sınav - e-ALES 2017/1
12 Şubat 2017 Pazar

Üye OlŞifremi Unuttum